|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kaynak: Akın İzat - Borç yüzünden iki arkadaş
mahkemeye düşer. Hakim davacıya sorar. Kaynak: Tuba TUNCER Benimki Niye Gavuşmi -
Palu'lunun alacağı olan adam, borcunu ödeyemeden ölür. Bizim Palulu alacağını
alamadığı için son derece kızgındır. Kızgınlığını belirtmek için her nereye
getse ölen adama küfür etmektedir. Duyan arkadaşları Paluluya: Köylünün biri doktora gider. Birikmiş parasıyla muayene olur. Sonuç; tüberkülozdur. Doktor: "Siz çok hastasınız, ciğerleriniz çürümüş. Kesin, tedavi olmalısınız. Size ilaç yazacağım, alabilir misiniz?" Hasta: "Yok." deyince, doktor ilaçları kendi dolabından verir ve: "Ama yiyeceklerine de dikkat edeceksin," Hasta: "Nasıl?" Doktor: "Her sabah aç karnına bal yiyeceksin. Bulabilirsen arada bir de etli yemek ye" Hasta doktora teşekkür eder ve gider. Ama düşünceler almıştır: "İlacı hallettik, ama bu bal işi zor... Çok pahalı." diye düşünürken pazara gelir. Pazarda bal satan birinin yanında durur. Çekingen bir tavırla balın önünde durur! İşaret parmağını bala dokundurarak ağzına götürür. Sonra da bal satan adama sorar: "Bu ne mi?" Satıcı kızgın bir tavırla: "Bal, bal..! Ne, ne demek?" Hasta sakin bir tavırla: "Hı.." Hasta bu sefer iki parmağıyla daha derine daldırıp, yalanır. Ve yine sorar: "Bal mı, ne mi?" Satıcı: "Bal yav, bal işte. Alacaksan al," Bizim hasta bu kez avucunu bala daldırıp, iyice bir yalandıktan sonra satıcıya sorar: "Kaça mı?" Satıcının artık sabrı kalmamıştır: "Yav alacaksan al. Almisen git işen. Zaten, Bu bal mı, bu ne mi, kaça mı? dedin, yarısını yedin. Cehennem ol git, hayvan herif." Satıcı bu lafları sayarken bizim hasta baldan bugünkü nasibini aldığı için arkasına bakmadan kaçıp gider. Kaynak : Akın İZAT Adamın biri, hastane koridorunda otururken, iri yarı biri, kalın bir sesle buna: “Merhaba” Oturan adam: “Merhaba” diye cevap verir. İri yarı adam tekrar aynı sesle: “Yüznumara nerede?” Adam işaret ederek: “Solda” İri yapılı adam ise teşekkür ederek gider. Aradan yarım saat geçer, ama giden adam henüz gelmemiştir. Oturan adam merak eder ve gidip yüz numaraya bakar. İçeriden garip sesler gelmektedir. “Igh.....ıgh...., pırt pırt... ıgh pırt”. Derken iri yarı adam kan ter içinde çıkar. Onun ardından sıska görünüşlü sünepe bir adam yüznumaraya girer. Bir süre sonra yüznumaradan gelen sesler değişmiştir. Senfoni iyice sertleşmiş, az önceki ince sesler gitmiş, yerine: “Ihh..... Tarrr, tar tar tar.” Senfoninin değiştiği için adam kendi kendine: “Eh... Efendim, kar her zaman dağına göre olmazmış.” der. Kaynak : Akın İZAT İki köylü temizlik konusunda sohbete başlar. Derken sıra birbirlerinin temizliğine gelir. Biri: “Ben daha temizim” Diğeri ise: “Ben daha da temizim” diye itiraz eder. Münakaşa devam ederken, yaşlı amcanın kendilerine yaklaştığını fark ederler ve ona sormaya karar verirler: “Amca sen daha iyi bilirsin. Bizim hangimiz daha temiziz.” Yaşli adam sorar: “Oğlum senin adın ne?” “Mehme Ali” “Peki ya senin adın ne?” “Yussuf” “Oğlum Mehmet Ali sen senede kaç kere yıhanisin” Mehmet Ali eliyle işaret ederek: “Valla amca tam iki defa” Bunu duyan Yusuf’un gözleri fal taşı gibi açılır: “Ya Mehme Ali senede iki defa heç olur. Ben iki senede bi defa yıhanim, niye sen su guşusun nesin” der. Kaynak : Akın İZAT BÜYÜK İki kardeş, yeni gelen valiyi yemeğe davet ederler. Vali gelir, sofra kurulur ve yemekler yenmeye başlanır. Valinin bir tarafında küçük kardeş, diğer tarafında da büyük kardeş oturmaktadır. Vali ortada çok küçük görünür. Büyük kardeş ortaya gelen kuzunun bir budunu koparıp alır. Sonra küçük kardeş de diğer budunu koparır. Vali ise budun ucundan küçük bir parça koparıp yavaş yavaş kemirmeğe başlar. Valinin durumunu fark eden küçük kardeş: “Yav vali efendi, o ne öyle şey kadar parçayi almışsın, evirip çevirisin. Bizim gibi yapsana” der. Vali herkesin içinde kıpkırmızı olur. Bu arada büyük kardeş olayın farkına varır ve kardeşine çıkışır, durumu düzeltmeye çalışarak: “Oğlum itoğlit, hadi vali bi bok yedi. Yani onu yüzüne mi vurmak lazım. Kalk kaybol gözümün önünden” der. Kaynak : Akın İZAT Kürtün biri, fotoğraf çektirmek için fotoğrafçıya gider. Fotoğrafçı içeri girip hazırlanmasını ister. Bir müddet sonra fotoğrafçı içeri girer ki Kürt soyunmuş, anadan üryan koltukta yatıyor. Neye uğradığını şaşıran fotoğrafçı var gücüyle Kürte: “Ülen oğlum, bu ne hal.” Bizim Kürt çekingen çekingen: “Vallahi ağabey kusura kalma. Bebelik fotoğrafımı kaybetmişim de yenisini çektirem dedim” Kaynak : Akın İZAT DAYI AYI OLDUKTAN SONRA Harput’ta, beyler selamlık dediğimiz bir yerde oturur, uzun kış gecelerinde kahve içip sohbetlerde bulunarak soğuk geceleri sıcak ederlerdi. Gene böyle bir günde, aniden kapı çalınır, içeriye yaşlı, eli ayağı soğuktan donmuş birisi girer. Hemen mangalın yanına gelir ve üşümüşlüğün vermiş olduğu bir düşüncesizlikle, mangalın üzerine üfler. Mangaldan yükselen küller, beyleri küle boğar. Mangalın küllerini yiyen beylerden biri, nazik ve
beyliğin vermiş olduğu bir heybetle: Kaynak : Akın İZAT
Elazığlının biri, eli sol yanağında gözleri kızarmış ve konuşması zorla anlaşılacak bir tarzda eczacının birine: “Yav dişim çoh fena, dohtora gettim ilaç vermedi. Hele buna bi bah da ilaç ver... Yav dohtor beni gapiya atti bili misin? Eczacı şaşırarak: “Yav geçmiş olsun, hakikaten durumunuz iyi degil. Ne oldu, doktor size niye reçete yazmadı?” Adam eczacıdan yüz bulunca: “Yav abe densüzlük işte. Ben dohtor bege dedim ki “Ben seni hatirlim. Sen Kinederiçli del misin? Ananla baban eşege çüt binerdi ha.” Dohtor nasıl yumruğu vurdusa patlattı. Ben de elece buraya geldim.” Adam densizliğinin cezası olarak on beş gün diş ağrısı çeker. Kaynak kişi : Akın İZAT
Elazığ’da adamın biri kahveye girer ve oyun oynayanlara hitaben: “Hop abeler, bi dakka. Hanımından gorhanlar ayağa gahsın.” Ani bir gürültü, hayda herkes ayakta. Bir kişi hariç. Kahvenin tamamı hayretler içinde. Soruyu soran adam, oturan adama yaklaşır ve: “Abe helal olsun be, deliganlı adam mışsın. Harbiden sen hanımından korkmaz mısın?” Adam nefes nefesedir. Heyecanı biraz geçince: “Yav gardaşım ele bi laf ettin ki, dizlerim kırıldı, galhamadım.” der. Kaynak kişi : Akın İZAT KAHVENİN HATIRI Elazığlının biri, şiddetli gribe yakalanmış. Cepleri mendil dolu. Burnu öyle bir akıyor ki tarifsiz. Bizim gripli yolda yürürken, bir arkadaşı rastlar ve sorar: “Yav geçmiş olsun. Bu halin ne?” Bizim gripli, bir arkadaş bulmanın sevinciyle: “Yav Mehmet, heç sorma. Allah düşmanımın başına vermiye, bi grip olmuşum, burnum fışır fışır ahi. Bu neden ola acep?” Arkadaşı: “Kardeşim o senin erkekliginden. Erkek adamın böyle burnu ahar.” “Mehmet, benim gaynanam gilin evi buraya yahın. Gel bunu orada da söle. Gaynanam bahan pis hımik deyi.” “Tabi canım sölerim.” Kayınvalideye gidilir. Kayınvalide misafirlerine kahve ikram eder. Sonra bizim gripli gür bir sesle: “Fışşşşşş...” Ardından da böbürlene böbürlene: “Arkadaş benim burnum ahi, neden acaba?” Arkadaşi da: “Neden olacah, pisliğinden” deyince Gripli şaşkın biraz da kızgın bir tavırla: “Ulan aşağıda bahan ele demedin” Arkadaşı gayet sakin bir ses tonuyla: “Oğlum aşşağıda arhadaşdıh, burda gahvenin hatırı var” der. Kaynak kişi : Akın İZAT OMZUNA AT Elazığlı ağanın biri, hayatında ilk defa Ankara’ya gider. Yolda yürürken atkısı yere sürtünmektedir. Bunu gören bir genç kibarca: “Amcacığım pardon, atkınız yere sürünüyor” Ağa hiç istifini bozmadan: “Onu yerden al, amcanın omzuna at”
OTUZ KURUŞA PEYNİR Taze peynir yeni çıkmıştır. Yaşlı kadının biri peynir almak için çarşıya gider. Bakkalın birine sorar: “Gurban bu peynir gaça? Güzele benzi” “Teyze, 50 guruş” “Eyi eyi, hele öbür tükenlere de baham... Çağam bahallı mı? “Yok teyze, normal fiyat” Teyze bir yere daha sorar: “Peynir gaça?” “30 guruş” Teyze 30 kuruşu duyunca şaşırır. Hesap bilmedigi için bakkala çıkışarak: “Ana oğul ihtiyarım diye beni mi gandırisin?” Biraz önce peynir sorduğu bakkalı işaret ederek: “Orda 50 guruş dediler almadım. Ana edisin ki 30 guruşa canıma çekesin del mi? Get o yanı, gider oradan alırım” Bakkal neye uğradığını anlamamış bir vaziyette: “Anacım sen hesap mı bilmisin, yohsa dalga mı geçisin?” der, demez yaşlı teyze lafı bakkalın ağzına tıkar: “Hesabı senden eyi bilim. Benim yetişmiş, senden böyük oğullarım var.” der.
PALU NÜFUSUNA KAYDEDECEĞİM Palu’da bayram arifesi, millet alışveriş yapmaktadır. Yani çarşı oldukça kalabalıktır. Bu kalabalıkta eşeğin biri yüküyle birlikte yolun ortasına yıkılır. Bütün çabalara rağmen eşek yerinden kaldırılamaz. Trafik allak bullak olmuştur. Derken iş kaymakama intikal eder. Kaymakam: “Ne oldu, bu kalabalık ne, anarşi mi var?” “Yok kaymakam bey. Bu eşek yere yatmış kalkmıyor.” Kaymakam olayı dinledikten sonra eşeğin veteriner hekim tarafından öldürülmesini ve belediyenin ilgilenmesini ister. Eşeğin sahibi ise bütün varlığının bu eşek olduğunu ve öldürülmemesini anlatmaya çalışır. Bu arada yaşlı, eli ayağı titreyen biri kalabalığın arasından yaklaşır. Şöyle etrafına bir bakar ve sorar: “Ne oluyor burada gardaş?” Bir görevli: “Amca eşek yatmış kalkmıyor. Sen karışma, kaymakam bey zaten sinirli." Yaşlı amca kendinden emin bir tavırla: “Bi dakka canım, ben şimdi onu kaldırmasını bilirim. Geçin bi kenara tecrübesizler.” Yaşlı amca eğilip eşegin kulağına bir şeyler fısıldar. Eşek ise ani bir refleksle kalkıp kaçar. Kaymakam şahit oldugu olaya çok şaşırır ve hemen yaşlı adamı çağırıp sorar: “Amca siz bu eşeğe ne dediniz? Ermiş misiniz ki bu eşek hemen kalkıp kaçtı? Yoksa okuyup üflediniz mi? Ne yaptınız söylesenize.” Yaşlı amca mütevazi bir tavırla: “Gaymakam bey, öncelikle ben kendimi tanıtayım. Ben emekli bir nüfus memuruyum. Adım Ali Şimşek. Eşeğe dedim ki ülen eşeoğlueşşek, adam gibi gahıp cehennem olisen ol, yohsa vallahide billahide bögünden tezi yoh, seni Palu nüfusuna kaydedecem. Eşek bunu duyunca hemen gahıp gaçtı.” Kaynak kişi : Akın İZAT Harput’ta iki kardeş, davar otlatmaya giderler. Kardeşlerden büyük olanı, Kayabaşı’na çıkıp elini kulağına atar. Ve uzun hava çeker. Küçük kardeş ise bu arada başka şeylerle meşguldür. Büyük kardeş kendisinin dinlenmediğinin farkına varınca, daha yanık bir uzun hava çeker. Yine tepki alamaz. Bu kez daha yanık ve daha sesli bir uzun hava çeker. Fakat yine tepki alamaz. Sonunda dayanamaz, Kayabaşı’ndan inip kardeşine iyi bir dayak çeker. Kardeşi neye ugradığını anlamaz şaşırıp ağlamaya başlar ve der ki: “Abe beni niye dögisin? Ben ne ettim?” Ağabeyi: “Oğlum ben orada uzun hava sölim, sen teho demisin. Ulan bu ne biçim iştir?” sonra tekrar Kayabaşı’na çıkıp, uzun havaya devam eder. Tabi çocuk ne yapsın, zaten canı yanmış. Öyle bir asılır ki: “Valla kekom teho, teho, teho,........teho, teho” der. Kaynak kişi : Akın İZAT Elazığlı bir genç İstanbul'da ünüversite tahsili yapmaktadır. Yalnız genç ailesinden fena halde çekinen, korkan birisidir. Babasının sert yapılı oluşu, onun hareketlerini bir hayli sınırladığı için, sürekli annesi vasıtasıyla, babasına isteklerini bildirmektedir. Bir gün üniversitenin tatile girdiği bir sırada, Elazığlı genç annesi vasıtasıyla babasına evlenme isteğini gönderir. Babası da her işin bir vakiti, zamanı saati, dakikası hatta saniyesi olduğunu belirtip, önce okulunu bitirmesini söyler. Bizim genç, okulu bitirip, tekrar aynı teklifi iletir ve tekrar aynı cevabı alıp, askere gitmesi hatırlatılır. Elazığlı genç askere gidip, gelir Aynı teklif tekrar iletilir. Bu kez de cevaba iş kurup birkaç yıl çalışması eklenir. Bizimki tam bir adam olmuştur. Yaş neredeyse otuz olmuş. Babasının her dediğini yapmıştır. Artık evlenme zamanı gelmiştir. Bu kez kendinden daha emin bir, şekilde aynı teklifi gönderir. Malesef yine aynı cevabı alır. Bizimkinin artık dayanacak sabrı kalmamıştır. Gidip iyi bir kafayı çeker ve babasının karşısına çıkar: " Yav baba ben deyimki artığ beni everesin." Baba " Oğlum acele etme, her işin bir vakiti, zamanı, saati, dakikası hatta saniyesi var" der demez, genç sinirlenip, babasına " Baba ya beni ever. Yada sana bela olurum" deyince Oğlunun çok kızdığını gören, baba: " Oğlum, vakit, zaman dakika, hatta saniye tamamdır." der. Kaynak kişi : Akın İZAT
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| www.elaziz.net - Elazığ ili Güncel WEB Sitesi - Hızlı Menü Seçimi - Sık Kullanılanlara Ekle |
|
|
|
|
|
|
|
|