|
 
Elazığ'da
bilinen EFSANELER
 
Yeni Efsaneler eklenecektir. Ancak şunu belirtelim ki: Bu
tür türbe ve mekanlara, saygısızlık yapanların başına
neler geldiği açık ve ortada ve yaşanmıştır. Bunlara bir
çok örnekler verilebilir. Söylenti değil gerçeklerdir.
Yaşanmış ve hala da yaşanmaktadır. Harput'ta çok sayıda
Türbe mevcuttur.
Yöre halkı bu türbeleri ziyaret etmeyi buralarda kurbanlar
kesmeyi ve adaklar adamayı çok sever. Türbelerimizi
yakından tanımak için....°°°°°°
Türbeler ve Camiler
Çayda
Çıra Efsanesi
Elazığ
halkoyunlarının incisi çayda çıra oyunu elde tabaklara
konan mumlarla karanlık bir mekanda başlanarak oynanır.
Elazığ'ın ulusal ve uluslararası tanıtımında büyük rolü ve
adeta simgesi olan bu halkoyunun doğuşu hakkında çeşitli
efsaneler anlatılır. Bu efsanelerden en yaygını şöyledir:
Uluovayı ortadan
ayıran Haringit çayının kıyısında kurulu bir köyde düğün vardır. Bu köyün
ileri gelenlerinden birinin oğlu evlenmektedir. Yenilir, içilir, günlerce
eğlenilir. Artık düğünün son gecesidir. Eğlence olanca coşkusu ve güzelliği
ile devam etmektedir. Aniden ay tutulur. Bu olay pek hayra yorumlanmaz.
Düğüne katılanlar bunu uğursuzluk olarak yorumlarlar. Davetliler tedirgin
olurlar. Düğünün neşesi kaçar, coşkusu donar.Damadın annesi Pembe hatun
buduruma çok üzülür. Ne kadar mum varsa köyde toplatır, tabaklara dizer ve
orada bulunanların ellerine tutuşturur. Kendisi de başa geçerek mumların
ışığında oynamaya başlar. Çalgıcılar hemen bu oyuna uygun müzik bulurlar.
Davetliler coşar eğlence devam eder. Böylece çayda çıra oyunu ve melodisi
ortaya çıkar.
Başa Dön
ARAP BABA
EFSANESİ :
Harput'ta Alaca mescidin sol
tarafından bir iki metre aşağı indikten sonra kayalar üzerinde küçük bir
kapı görülür. Bu Arap baba türbesinin kapısıdır.Türbe dikdörtgen
şeklindedir.Zeminin tam ortasında yeşil kumaşla örtülü tahtadan bir sandukça
içerisinde Arap babanın cesedi bulunur. Cesedin başı yoktur. Sonradan buraya
kesik bir baş konmuşsada kesik başın cesetle hiç bir ilgisinin
olmadığı görülür. Bütün uzuvlarıyla olduğu gibi varlığını sürdüren cesedin
göğüs ve karnı nisbeten çökmüş, özellikle el ve ayakları tırnaklarına
varıncaya kadar şaşılacak bir biçimde sağlamdır. Cesedin uzun zaman
mumyalanmış olduğu ifade edilmişsede bu konuda yapılan çalışmalarda sağlıklı
bir sonuca varılamamıştır.
Arap Baba hakkında pek çok efsane anlatılır. Bunlardan en fazla
söyleneni şöyledir.
Harput ve yöresinde bir yıl yağmur yağmaz. Kuraklık ardından
kıtlık kapıya dayanır. Halk perişandır. Alacalı mescidin yakınındaki bir
evde Selvi adlı yaşlı bir kadın rüyasında Arap babanın başı kesilipte bir
dereye atılırsa yağmur yağacağını görür. Yaşlı kadın önceleri buna pek bir
anlam vermez. Ancak aynı rüyayı üç gece üst üste görünce karar verir ve bir
gece Arap babanın cesedinin başını gövdesinden ayırır. Kesik başı dereye
atar. Gerçektende yağmur yağmaya başlar. Ama ne yağmur... Yağmur değil adeta
tufan. Dereler coşar, her yanı sel basar bir türlü dinmek bilmez. Yağmuru
dört gözle bekleyen insanlar bu seferde bu felaket karşısında muzdarip
olurlar. Selvi kadın rüyasında Arap babanın kesilen başı yerine konulursa
yağmurun dineceğini görür. Arar,bir kesik baş bulur, yerine koyar yağmur
durur.
Harputlular bu olay üzerine
Selvi kadının korkunç bir hastalığa yakalanarak günlerce ızdırap çektiğini
sonrada öldüğünü söylerler.
Başa Dön
HARPUT KALESİ (SÜT
KALESİ) EFSANESİ
Harput kalesinin bir adıda Süt kalesidir. Bu kaleye süt
kalesi denmesinin ilginç bir hikayesi vardır. Kalenin temelleri atılır. Kale
duvarları yükselmeye başlar. Ancak o yıl başlayan su kıtlığına bir
çare bulunmaz. Aynı yıl bu su kıtlığının aksine hayvanların sütleri oldukça
boldur. Zamanın hükümdarı emir verir. Harç için süt kullanılıcaktır.
Hayvanlar sağılır. Harç süt ile karılır, kale tamamlanır.
Diğer bir
efsaneye göre ise kalenin pek çok dehlizi vardır. Bu dehlizlerden birinde
güzellerden bir kız yaşarmış. Ancak büyülü olduğundan sürekli kendisi için
yaptırılan bir altın köşkte uyumaktaymış. Yanlız her yıl bir kez uyanır.
''süt kalesi yıkıldı mı? Katırlar kuzuladı mı ? Dere hamamının yerinde
yeller esiyor mu ?Diye sorar, sonra yeniden uykuya dalarmış. Eğer bu
sayılanlar gerçekleşirse Harput yıkılacak, kıyamet kopacakmış. Bazı
kişilerin bu kızın sesini duyduğunu da kulaktan kulağa söylenir.
Başa Dön
EJDERHA
TAŞI EFSANESİ
Bu efsaneyide Elazığ'lı değerli
yazar şeyhülmuharririn Ahmet KABAKLI'dan dinleyelim:
Ejderha ne demektir çocuklar? Sizde
bilmezsiniz bende... Başkalarıda pek bilmezler. Onu yılanlar Prensesi
Şahmaran'ın oğlu veya babası diye tanıtanlar da oluyor. Gözleri eşeklerin
gözleri gibi munis gelir bana. Tüyleri kuzu tüyü yumuşaklığındadır. Geceleri
rengarenk olur ejderha ve uzaktan ışıl ışıldır. Yavruları da vardır
Ejderha'nın. Çocuklarıda vardır, hatta onları okşadığını, onlarla
konuştuğunu hayal ederim.
Aslında küçükken Ejderha'dan
korkardım. Daha doğrusu ejderha Taş'ından. Şimdi anlatayım.
Bugünkü Elazığ'ın aslı ve atası olan
Harput'u bilirsiniz. Çocukken biz kartal yuvasına benzeyen, çok camili ve
çok türbeli, Harput'ta otururduk. Yazlarımız ise, Harput yakınındaki "Göllü
Bağ" denilen bol dutlu, elmalı, üzümlü bahçemizde geçerdi.
Babamı henüz tanıyacak yaşa gelmeden
kaybetmişim. Annem kardeşimle bizim ellerimizden tutar, bizi
harputtan göllübağa götürürdü. Yolun başladığı bir yassı tepe üzerinde,
Harput'a bakar gibi sırtı ve başı havaya kalkmış, devimsi kara bir taş
vardır. Kendisi toprağa gömülmüşde, sırtı, boynu ve ayağı açıkta
kalmış,yürüyüş halinde bir dev hayvan heykelini andıran bu kocaman
görüntünün, iki yanında da tıpkı kendine benzer, ikişer yavrusu bulunur.
Annem ,herhalde bizi yutar
korkusundan olacak bu büyük ve küçük taşların üstüne çıkmamıza izin
vermezdi:
-Bu Ejderha Taşıdır derdi.
-Ne
demek ana Ejderha Taşı ?
-Oğlum, bu
gördüğünüz şey vaktiyle ifrit bir ejderha imiş;yanındakiler de onun
yavruları. Bak görüyormusunuz, Harput'un üzerine doğru yürüyorlar!O eski
zamanlarda meğer meğer Harputu yutmaya gelirlermişde şehirde herkes korkmaya
başlamış.
Bunun
üzerine ,ağzı dualı ,gönlü temiz,çok okumuş Allaha yakın adamlar şu
karşıdaki eğri minarenin yanında görünen Süt kalesinin mescidine
çıkmışlar.Alın koyup namaz kılmışlar ve hep bir ağızdan halka dua bu
canavara da beddua etmişlerki olduğu yerde kalksın.Harputu yutmasın...Kurban
olduğum Allah işte o ulu kişilerin dualarını kabul etmiş de bu ejderha ile
yavruları hemen şuracıkta taş kesilmişler. Sizde sakın bu yerlerde bu
millete bir eğrilik bir kötülük etmeyin ha... Allah sizide taş yapar. Ama
bizim gözlerimizin yuvarlandığını ve korkmaya baş- ladığımızı görünce hemen
sesini yavaşlatır.:
-Allah onu
taş yapmış ama kim bilir ne kadar eskiden... Sonra çok büyük fenalık
yapacakmış, camileri ve insanları toptan yutacakmış de ondan taş yapmış
Rabbim. Siz korkmayın ! Allah'ım size kıymaz. Hiç de taş olmazsınız! Derdi
ve sanki taş kesilmemizi önlemek isteyen bir çabuklukla gelir, boynumuza
sarılır beni ve kardeşimi öperdi...
Zamanlar
geçti, Ejderha Taş'ından korkmaz oldum. Hatta bu asrın dev kamyonlarını
silahlarını, tanklarını, uçaklarını onların ölüm saçan, yıkan kazalarda
insanlar parçalayan vahşetini gördükçe eski zamanın ejderhaları bana çokda
munis, afacan, yaramaz ve sevimli gelmeye başladılar...
Ama, bu Ejderha
Taşı efsanesini bende bıraktığı dersi anamın anlattığı şeylerin hikmetini,
hiç bir zaman unutamamış, yalana ve hafife almamışımdır. O yüzden hala
inanırım ki: Güzel yurdumuza fenalık yapmaya, onu yutmaya, sömürmeye veya
elimizden almaya gelenler veya kalkışanlar, temiz huylu, yüce ruhlu
milletimizin duaları ile taş kesilirler; gayretleri ve savaşları ile perişan
olurlar..
***
Bu efsaneyi Elazığ'lı Rahmetli yazarımız şeyhülmuharririn
Ahmet KABAKLI
Hoca'mızdan naklettik... Allah Rahmet Eylesin
Başa Dön
Keban yöresinde kutsal sayılan bir
çok dağ ve tepe mevcuttur. Buralar Keban'ın en yüksek tepeleridir. Bunların
bazılarının üstünde Evliya veya Şehit olduğuna inanılan isimsiz ve kimliksiz
yatılar vardır...
Bunlardan bir kaçı :
Nallı Ziyaret Efsanesi :
Haz. Ali'nin atının ayak izinin
olduğuna inanılan bir kayada Keban'da bulunmaktadır. Bu kaya Nallı Ziyaret
olarak adlandırılmaktadır. Üzerinde herhangi bir türbe yada mezar yoktur.
Yöre halkının inancına göre; Hz. Ali buradan geçerken karşıdaki Seftili
dağından sıçrayan atının bir ayağı, bu tepeye vurmuş ve bu geçit sırasında
atının ayak izi bu kayada kalmıştır.
Başa Dön
Taş Olan Kadın Efsanesi :
Çok zaman önce Keban'ın güneyinde
geçen çayda, bahar ile birlikte seller akmaktadır ve çayın gelişmesi mümkün
değildir. Sabahleyin kucağında çocuğuyla hayvanlarını bu çaydan geçirmek
isteyen kadın, çayın kenarına gelir ve bu durumu görünce Allah'a yalvarır.
"Yarabbi bize acı ve merhamet et.
Bana acımıyorsan, çocuğuma acı... Bu seli durdur. Eğer bu seli durdurursan
ve karşıya geçersem, bu fakir halimle bu koyunlardan birini sana kurban
keseceğim" der.
Kısa bir zaman sonra yağış durmuş ve seller
durulmuştur. Kadında sırtında çocuğu ve koyunlarıyla birlikte çaydan karşıya
geçmiş. Ardından kadın; verdiği sözü hatırlayarak " Ya Rabbi eğer suları
durdurursan sana bir kurban kesecektim demiştim."
İşte sana kurban der ve saçından
bulduğu biti yakalayıp, iki parmağı arasında ezerek yoluna devam eder. Tam o
sırada, Allah'ın gazabına üzerine iner ve taş kesilir.
Halen
"çırçır"
mevkiinde uzaktan bakıldığında 2,5 metre
yüksekliğinde kadın ve sırtında çocuğuyla olan olayın anısını
yaşayabilirsiniz.
Başa Dön
Pir Hasan Zerraki Efsanesi :
Bir süre önce Erzurum yöresinde
aşiretler arasında başalayan kavgalar nedeniyle; etrafında
"şıh"
olarak tanınan Pir
Hasan Zerraki
adıyla bir zat, bu kavgalardan kaçarak etrafındakiler ile
birlikte, Keban yöresine gelmiş ve şimdiki
ZIRKIBAZ
yeni adıyla GÖKBELEN köyüne yerleşmiştir. Bu
köyümüz ise adını Pir Hasan Zerraki'den almıştır.
Başa Dön
Taşkesen Efsanesi :
Anlatınlara ve atalarımızdan gelen
kaynaklarda vaka şöyledir...
Taşkesen köyü civarında 9 -10 zorba
yaşarmış ve civar köylerden haraç toplarmış. Topladıkları bu haraçların çoğu
tahıl tütünden azıklarmış. Bu tahılları öğütebilecek değirmenleri yokmuş. Bu
zorbalar civarda bulunan halka bir değirmen yaptırmaya karar vermişler.
Değirmen yapılmış. Ancak değirmen taşını yapabilecek birkaç usta
bulamamışlar. Bunu yapamayan ustalarıda öldürüyorlarmış.
Sıra Taşkesen köyüne gelmiş. Buradan
bir kaç kişiyi değirmen taşını kesmeleri için yanlarında götürmüşler. Bu
şahıslara çeşitli baskılar sonunda Değirmen taşını yaptırmışlar. Bunun
karşılığında ise bu ustaları serbest bırakmışlardır. Bundan sonra köyün adı
Taşkesen olarak
kalmıştır.
Başa Dön
FETAHMET
BABA EFSANESİ :
Hazrete dil uzatanlar hakkında bazı rivayetler söylenir
durur. Bunlardan birisi en müsbetini yazmaya çalışacağız.
Harput'un ilk
kaymakamıŞevki bey akşamcıydı ve ehl-i keyf bir zattı. Bir yazı geçirmek
üzere Fatih Ahmet civarında Hacı Hilaloğullarının bahçelerinden bir
bahçe kiralamıştı. Cuma günleri dostlarından bazılarıda bahçeye gider, orada
demlenir ve eğlenirlerdi. Yine böyle bir günde biraz demlendikten sonra
ağaçları, kapalı olan manzarası, Şevki Bey'in alkol ile neşelenen ruhunu
sıkmış olacak ki, ayağa kalkmış ve etrafta dolaşmaya başlamış, karşıda
türbenin tam alt tarafında derenin kenarında yeşil bir düzlük görünce
kilimlerin, şiltelerin ve rakı sofrasının buraya nakledilmesini emretmiş.
Fakat, misafirlerden birisi türbeyi göstererek oraya pek yaklaşmayalım
demişse de Şevki Bey buna aldırmamış ve müstehzi bir şekilde emrini
tekrarlamış. Yemişler, içmişler, eğlenmişler ve geç vakit dağılmışlar.
Ertesi sabah Şevki Bey,
yatağından kalktığı zaman çenesinin eğrilmiş olduğunu ve bir kelime dahi
konuşamadığını hissedince bundan çok müteessir olmuş. Kasabada ve Elazığ'da
bulunan tüm doktorlara muayene edilmişse de yapılan tedavilerhiç bir semere
vermeyince bu darbenin nereden geldiğini hemen anlamış. Bir kaç gün evinden
çıkmamış ve sonra Fatih Amet'e giderek türbeyi ziyaret ve af dilemiş.
Türbeyi ve yanındaki mescidi tamir, önünde sahaya tasviye ettirerek,
türbenin önünde bir çeşme yaptırmış, su getirmiş ve ağaçlandırmış. Bu
hizmetlerin karşılığını da az zaman sonra çenesinin düzelmesiyle görmüş.
Bu hadiseyi, Harput'ta bilmeyen ve
işitmeyen yoktur. Vaktiyle nahiye müdürü Harput'taki ziyaretleri (türbeleri)
kilitlemiş ve ve ziyaret edilip dilek edilmesini yasaklamıştı. Bu nahiye
müdürünün de çenesi eğilmiş felç geçirmiş tekrar türbeleri açtırmıştır. Bu
sırada Fatih Ahmet türbesinin kapısı hiç kilit tutmazmış. Görevliler
kilitleyip gider, ziyaretçiler geldiklerinde görürmüşlerki kapı açık. Buda
ayrı bir keramet olarak kabul edilir.
Başa Dön
Hazar Gölü Üzerine Anlatılan Efsaneler...
GÖLCÜK Efsanesi - 1 :
Gölün yerinde eskiden büyük bir şehir varmış. Şehre dilenci bir kadın
gelmiş. Belki de bu Cenab-ı Allah'ın gönderdiği Hızır A.S. mış. Tuz
istemiş, sadece bir evden bu kadına tuz vermişler. Kadın da orada beddua
etmiş:
''İnşallah, bu gece sabaha kadar şu evin dışında evleriniz su keser''
Hakikaten de orası sabahleyin su kesmiş, suyun içinde sadece bir ev
kalmış. Dilenciye tuz verdiği için o evi su kesmemiş.
Başa Dön
GÖLCÜK Efsanesi 2 :
Gölün
ortasındaki kilisenin papazı, gündüzleri kiliseden çıkar, arazisini
gezermiş. Harman zamanı harmanını çıkarır, akşamlan geç vakitlerde
kiliseye geri dönermiş. Papazın çok güzel bir kızı varmış. Kıyı köylerdeki
bir Türk gencine aşık olmuş. Delikanlı geceleri yüzerek kiliseye gelir,
kızla buluşurmuş.
Oğlan, kıza:
''Gece
pencereye bir mum bırak; ben uzaktan ışığı görüp geleyim'' diye tembih
etmiş. .
Bu iş uzun
boylu böyle devam ettikten sonra, yöre halkı tarafından duyulmuş. Papaza
demişler ki:
''Yahu, senin
kızın bir Türk delikanlısı ile geceleri buluşuyor, aşk yapıyorlar''
Papaz yine
tarlasına gitmiş; gece biraz geç dönmüş. Gelmiş ki hakikaten kızı
pencereye mum koymuş. Papaz gidip mumu oradan kaldırmış.
O sıralarda
aşığı kızla buluşmak için suda imiş. Adayı karanlıkta bulamamış. Dolaşmış,
dolaşmış; nihayet yorgun düşerek suda boğulmuş.
Kız sabaha
yakın bir zamanda oğlanın gelmediğini görünce, hemen yatağından kalkmış
''seslenirsem belki canlı olarak kurtarabilirim'' diye düşünmüş. Kiliseden
uzaklaşmış. Geri dönerken kaybolmuş. İkisi birden gölde boğulmuşlar.
Bunların
dünyada bitmeyen aşk oyunları, suyun altında devam etmekte imiş.
Başa Dön
Hazarbaba Dağı Üzerine Anlatılan Efsaneler
Azer Baba Efsanesi
Azer, Hz.
Ibrahim'in babasıdır. Yazları Urfa çok sıcak olur. Azer, aşiretiyle yazın
buraya yaylaya gelir; kış başlayınca da tekrar Urfa'ya dönermiş.
Bir yaz
aşiretiyle Hazar Dağı'na geliyor. Burada bir kavga çıkıyor ve bu dağda
Azer aşiretiyle beraber ölüyor, Dağın sarp bir yerindeki mağaraya sığınıp
orada şehit oluyor. Azer ismi oradan kalmıştır. Mağaranın içinde Azer'in
mezarı söylenen bir kabir vardır .Orayı ziyaret edenler mezarın yanına beş
on kuruş para atarlar.
Başa Dön
Hazar Baba Efsanesi
Büyüklerimizden duyduğumuza göre, Hazar Baba, Karaoğlan ve Kuşakçı
ismindeki evliyalar üç kardeşlermiş. Bu dağlarda zamanında şehit olmuşlar.
Mezarları da bu dağlardadır. Haccehan diye bir kız kardeşleri de varmış.
Onun da Kürk Köyü'nün üst tarafındaki dağda ziyareti var.
Cuma akşamları
Kuşakçı Baba'nın gemici feneri elinde İmran Göze suyuna inip abdest
aldığını görenler vardır. Oğlu olmayanlar iki-üç sene Karaoğlan'a gidip
Allah yolunda kurban keserler; Cenab-ı Hak bunlara bir oğlan çocuğu verir.
1938'den
1940'a kadar bu üç dağdan birbirine bomba sesiyle birlikte bir top ışık
gidip gelirmiş. Hazar Baba, Kuşakçı Baba, Karaoğlan birbirleriyle kavga
ediyorlar derlermiş.
Başa Dön
Hazar Dağı Efsanesi
Büyüklerimizden duyduğumuza göre, eskiden Hazar Dağı'ndan bin kişilik bir
asker kafilesi geçiyormuş. Mevsim kışmış. Burada tipiye yakalanmışlar. Bin
kişilik ordunun tamamı burada telef olmuş.
''Hazar'' aslında ''bin''
demektir. Bu dağda ismini buradan almıştır. Sonuç olarak; Hazar Gölü ve
Hazar Dağı efsanelerinin Anadolu'da derlenen diğer metinlerle
benzerlikleri ile, bunlarda asırlardır muhafaza edilmiş olan bazı İslam’i
değerler, bize bu yörenin Türk-İslam karakterinin efsanelerde canlı bir
şekilde yaşadığını göstermektedir.
Başa Dön
ŞARIK-ŞİRVAN :
BÜKSOR :
Diğer Efsaneler Yakında
Devam Edecek..!
Başa Dön
Tarihi
Mekanlar Tüm
Yapılar Genel Tarih
Ana Sayfa Başa
Dön
 |