| :.:.. NOSTALJİK BİR GEZİ
::.:.. Mehmet Şükrü BAŞ :.:.. Yıllar
öncesi sanırım 1960 ve devamı yıllarda yerel gazetelerde yazı ve şiirler
yazmaktaydım. İşte o günden bu güne kırk senelik nostaljik bir geziyi sizlerle
paylaşmak istedim.
Bahse konu yıllarda şimdiki Mehmet Akif Ersoy Lisesi'nin
karşısında o semte adını veren, yanyana dizilmiş aynı mimari özellikleri taşıyan
beşkardeşler, bunlardan birisinin zemin katında Sonsöz Gazetesi. Bu
gazeteye bazı günler makale veriyorum ve ikiyüz elli kuruş alıyorum.
Ortaokul öğrencisiyim, bu ikiyüz elli kuruş piyangoda büyük ikramiyeyi kazanmış
gibi beni mutlu ediyordu. O dönemlerde ufak bir değişiklik insanları mutlu etmeye
yetiyordu. Şimdiki gibi insanlar genelde mutsuz, genelde bezgin değillerdi. Paylaşma ve
yardımlaşma mefhumu hakimdi.
Şehit ilhanlar caddesi'nden İstasyon'a kadar boydan boya kocaman bir dere geçerdi.
Bu derenin üzerinde sadece İstanbul Dersanesi'nin önü ve Emek Taksi'nin bulunduğu
yerde iki köprü vardı. Bütün ulaşım bu köprülerde yapılırdı ve bu köprüler
şehrin doğusunu batıya bağlayan kapı görevini yapardı.
Yanılmıyorsam Mezre Ortaokulu'nda okuyorduk, son sınıftaydık. Turan Gazetesi'nde
çıkan "İmtihan Kapısı" diye bir şiirimin öğrenciler
tarafından hocalara okutulma çabaları had safhadaydı. O dönemlerde hocalara bambaşka
bir saygı, bambaşka bir hürmet vardı. Türk Hava Kurumu'nun yerinde Öğretmenler
Lokali vardı. Biz buradan geçtiğimizde Öğretmen olsun olmasın ceketimizi ilikler
saygıda kusur etmemeye özen gösterirdik. Kalem bulur, defter bulamazdık ama okur, ama
öğrenirdik.
Çayda Çıra Parkı'nın yanında Elektrik Fabrikası vardı. Bu fabrika 35.000
nüfuslu Elazığ'ı geceleri aydınlatmaya çalışırdı. Bir odada lamba yandığında
öteki odadaki lambanın akımı düşerdi. Her evde bulunmamasına karşın bazı evlerde
radyolar bulunurdu. Bu radyolarda Nezahat Bayramlar, Muzaffer Akgünler, Nurettin
Çamlıdağlar, Hamiyet Yücesesler zevkle dinlenirlerdi. Şimdiki gibi cinselliği öne
çıkaran Televole rezaleti yoktu. Ne idiğü belirsiz bazı santçı müsveddeleri
yerine; özüne, milliyetine tüm ahlaki temayüllerine bağlı gerçek sanatkarlar
vardı. Gerçekten sanat vardı.
O dönemlerde Devlet dairelerinde bir ağırlık vardı. Memur parmakla gösterilir,
rağbet görürdü. Şimdiki gibi semt pazarlarında geçimi için Nane Limon
satmıyorlardı.
Siyasilere muazzam bir güven ve saygı vardı. Siyasiler şimdiki gibi milletin
gözüne baka baka yalan sözylemezlerdi. Verdimse ben verdim, benim memurum işini bilir.
Ata sözleri söylenmemişti. Ülkemde birlik ve beraberlik rüzgarları eserdi.
Millet kamplara bölünmemişti. Her gün elektriğe suya zam gelmezdi. Siyasiler
ülkenin refah ve müreffesi için canla başla calışırlardı. Hayali ihracat icat
edilmemişti. Bankalar aile dostları için değil, ülkenin kalkınması için hizmet
verirlerdi. Bakanlar ceza evlerini doldurmuyor, Aile tablosundaki kişiler ülkeyi
soymuyorlardı. Yol yoktu, ama yol yordam vardı. Işık yoktu, ama yarınlarda umut
vardı. Okul yoktu ama okuma arzusu vardı. İstiklal Marşı'nı duyan her insan durduğu
yerde dona kalır, saygı duruşunda dururdu. İstikla Marşı'nda oturulmazdı.
Bayrağına Atasına saygı duyarlardı.
Ve o dönemlerde müziğimiz müzik, edebiyatımız edebiyat, sanatımız sanattı.
O günden bu güne söz konusu o iki köprüde ne canlar gelip geçti ve bugün
üzeri lüks binalarla inşa edilip kapatılan o köprüden ne sular akıp geçti.
İşte böyle... Kırk yıllık bir nostaljik yürüyüşün sonuna geldik.
İnşaallah kırk yıl sonra torunlarımız bu günleri aramazlar...
Başa Dön
:.:.. Hazırlayan : Bilal CİVELEK
:.:.. |